Holandanur ,Hollanda Nur,Allah ,Hz Muhammed,Fıkıh,islamiyet

Yorum (0)

Yorum (0)

Saadet asrindan gunumuze Kur'an-i Kerim'e olumsuz yaklasimlar

SAADET ASRINDAN GUNUMUZE KU’RAN-I KERIM’E  OLUMSUZ YAKLASIMLAR

 

Hükmü aleyhlerine görek karsi cikmak

 

Iyi niyetli olmalarina ragmen kotuyu tanimayan bazi kimselerin aklina su soru gelebilecektir.,,,

“Dogruyu,gercegi,guzeli ve adaleti ifade eden Allah’in ayetlerinden kimler, neden rahatsiz olsunlar ki?”

Neden olacak ki!

 

Haksiz cikar sahipleri ,ilahi hukumler cikarlarina dokundugu icin rahatsizlik duymaktadirlar.

Dogruya gore yanlis,

Guzele gore cirkin,

Hakka gore batil,

adalete gore zulum olan cikar ve menfaatlerine duskun butun mustekbirler ,bu cikarlarini reddeden ilahi hakikatlerden rahatsizlik duymaktadirlar.Cunku ilahi hukumler,bu kimseleri yaptiklari kotuluklerden nehyetmekte ve bununla beraber yapmadiklari iyilikleri ise emretmektedir..,,,,

 

Biz ona iki yol- iki amac gosterdik.

Ancak o,sarp olan yokusa gogus germedi.

Sarp yokusun ne oldugunu sana ogreten nedir?

Bir boynu cozmek(bir koleye ozgurluk vermek)tir ;

Ya da aclik gununde doyurmaktir.

Yakin olan bir yetimi ,

Veya surunen bir yoksulu.     ( Beled suresi/10…16 )

 

Bu ayet-I kerimelerde zikredilen eylemleri dikkate alirsak ,dunya mustekbirlerinin neden telasa kapildiklarini anlayabiliriz.Cunku beyan edilen bu ilahi gerceklerde,

insanlari kolelestiren mustekbirlerden,insanlari kolelestirmek bi yana ,kolelere ozgurluk vermeleri,

Aclik ve kitlik gunlerini bayram gunleri olarak kabul eden ve bu gunlerde karaborsa ilemallarina mal katan mustekbirlerden,boylesi gunlerde yetimlere ve yoksullara yardim etmeleri istenmektedir.!

 

 

Fiyatlar duser endisesiyle bolluk gunlerinde dahi Allah’in nimetlerini denize doken mustekbir zihniyetinden ,kitlik gunlerinde boyle bir teslimiyeti beklemek tabi ki zordur.Nitekim boylesi adi zihniyetlere sahip olan kimseler,siyasi veya ekonomik cikarlarina dokunan ilahi bir hukumle karsilastiklari vakit,kuyruklarina basilan kopekler gibi feryat etmektedirler.

 

Zaten gecmis tarihte peygamberlere ve peygamberi davetlere karsi cikilmasi da , genelde bu nedenledir..,,,,

 

Andolsun ,Biz israilogullarindan kesin soz almis ve onlara peygamberler gondermistik.Onlara ne zaman nefislerinin hosuna gitmeyen bir seyle bir peygamber geldiyse,bir bolumunu yalanladilar,bir bolumunu de oldurduler.   

   (Maide suresi/70)

 

Halkinda musluman olan ulkelerde yasayan ,siyasi veya ekonomik cikarlar icin musluman gozuken munafiklar da ,Ku’an- Kerim’e pazarlikci bir mantikla yaklasan kimselerdir.Kendi menfaatlerine destek olarak yorumladiklari ayet-I kerimelere kosar adim yaklasirlarken ,aleyhlerine olan butun ayet-I kerimelerden yine kosar adim uzaklasirlar..,,

 

Aralarinda hukmetmesi icin onlar Allah’a ve Rasulune cagirildiklari zaman,onlardan bir grup yuz cevirir.

Eger hak onlarin lehlerinde ise,ona boyun egerek gelirler. 

(Nur suresi/48,49)

 

Alacaklarina karsi kartal,birclarina karsi kor karga”,sanki bu munafiklar icin soylenmistir.

Nitekim ilahi hukumlere karsi cikanlar,

Ilahi hukumleri carpitmak ve degistirmek isteyenler,

Iste bunlar,bu sapiklardir.

 

KAYNAK:Mehmet Alagas /Kur’an’a yonelirken

 

 

Yorum (0)

Allah’a yönelirken kalp tam teslim olmalı

Allah’a yönelirken kalp tam teslim olmalı


“Mesnevî-i Nûriye’de mârifetullahın şâhitlerinin ve burhanlarının beyan edildiği Zühre’nin Onuncu Nota’sını îzah eder misiniz?”

Cenâb-ı Hakk’ın mevcûdiyeti, mâhiyeti ve varlığı hiç şüphesiz kâinât veya kâinâtta var olan hiçbir şeyin cinsinden ve mâhiyetinden değildir. O’nun Mukaddes Zâtı tektir, benzersizdir, yegânedir. İsimleri ve sıfatları dâimâ kemâl haldedir; her türlü noksanlık, eksiklik ve kusurlardan berîdir, münezzehtir, muallâdır, yücedir. Varlığının mâhiyeti Kendine mahsustur, hiçbir mâhiyete benzemez, hiçbir şey O’na denk değildir. Biz, eserleriyle ve kavrayabildiğimiz isim ve sıfatlarıyla Cenâb-ı Hakk’ı tanımaya çalışırız. Ama O bizim için yine meçhuldür. O meçhul bir mevcuttur.1 O’nu gerçekten kavradığımızı iddiâ edemeyiz. Bu bizim beşerî gücümüzün kaldıracağı bir yük değildir. Nitekim Kur’ân, “Gözler O’nu idrâk edemez. O gözleri görür. O Latîf’tir, Habîr’dir”2 buyurmaktadır.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Onuncu Nota’da Cenab-ı Hakk’ın mârifet nûruna yetişmenin, bakmanın ve âyet ve şâhitlerin aynalarında cilvelerini izlemenin altın prensiplerini verir. Buna göre insan gaflet veren sebeplerden mümkün mertebe sıyrılmalı, uzak durmalı, kalbini Allah’ın feyzine açmalı ve bu vaziyetini muhafaza etmelidir. Başka bir ifâdeyle, mümkün mertebe hem öğrenmeye, hem de öğrendiğini yaşamaya gayret etmelidir. Yoksa insan, üstünden geçen, kalbine gelen ve aklına görünen her bir mârifet nûrunu, tereddüt ve tenkitle karşılaması halinde kaçırabileceği gibi; ışıklanan ve yaklaşan her bir nûru yakalamak için elini uzatması halinde yine bu nurları kaçıracaktır. Çünkü mârifet nurlarını sahiplenmek mümkün değildir. Onlar Cenâb-ı Hakk’a aittirler.

Üstad Saîd Nursî Hazretlerine göre, mârifetullahın şâhitleri ve burhanları üç çeşittir:

1-Bir kısmı su gibidir. Görünebilir ve hissedilebilir. Bu kısmı idrâk etmek için hayallerden ve evhamlardan sıyrılarak, bütünüyle ve bütün hulûs-u kalple O’na yönelmek gerektir. Bu kısım parmaklarla yakalanmaz, tutulmaz, tenkit edilmez. Tenkit parmakları uzatılsa, su gibi akar ve kaybolur. Çünkü o hayat kaynağı mârifet nûrları, parmakları mekân olarak benimsemez. Onların mekânı evhamlardan sâfî, şüphe ve tereddütlerden uzak ve günah kirlerinden arınmış kalptir.

2-Mârifet nurlarından ikinci kısmı hava gibidir. Hissedilebilir; fakat görünmez ve tutulmaz. Bu rahmet nesîmine karşı insan yüzüyle, ağzıyla ve rûhuyla teveccüh etmeli, kendini ona mukâbil tutmalıdır. Ruhuyla teneffüs etmeli, tenkit elini uzatmamalıdır. Tereddüt eliyle bakması veya tenkit ile el atması halinde, bu kısım rahmet nesîmi buna râzı olmaz, yürür, gider. Eli mesken olarak kabul etmez.

3-Üçüncü kısım ise nur gibidir. Görünür, fakat hissedilmez ve tutulmaz. Bu kısım rahmet nesîmine karşı insan kalbinin gözüyle ve ruhunun nazarıyla kendini ona mukâbil tutmalı, gözünü ona tevcih etmeli ve onun kendi kendine gelmesini beklemelidir. Çünkü nur el ile tutulmaz, parmaklarla avlanmaz. Nur ancak basîret nuru ile avlanabilir. Eğer hırs dolu ve maddeden ibaret olan eli uzatsan ve maddî mîzanlarla tartmaya kalksan, sönmese de gizlenir. Çünkü nur maddede hapse râzı olmadığı gibi, kayda da girmez. Kesif olan maddeyi kendine mâlik ve seyyid kabul etmez.3

Hiç şüphesiz bu hususlar, mücerret ve soyut meselelerdir. Şu kadar söylenebilir ki, meselâ, Peygamber Efendimizin (asm) “İmanınızı ‘Lâ ilâhe illallah’ ile tazeleyiniz” emri mûcibince çok sık tekrarlamamız gereken kelime-i tevhidde veya çok tekrarlarla okunan Kur’ân âyetlerinde veya zikirlerde, ya da günün beş vaktinde aynı zikir ve tekbirlerle tekrar tekrar kılınan namazlarda, namazları müteâkip otuz üçer adet çekilen tesbih, tekbir ve tehlillerde, yüksek feyzi bulunan metinlerde, Cevşenü’l-Kebîr’de ve Risâle-i Nûr metinlerinde böyle mânevî mârifet nurlarını akıl, kalp, rûh, sır, nefis ve sâir latîfe ve hislerle; kimi zaman bunların biriyle veya bir kısmıyla, kimi zaman da hepsiyle duymak ve hissetmek mümkündür. Burada ehemmiyetle altı çizilen husus: Allah’a yönelirken ve Allah’ı bilmeye çalışırken kalp tam teslim olmalı; şüphe, tereddüt ve tenkit gibi bir takım fevrî ve yersiz endîşeler taşımamalıdır.

Haşiye-Dipnot:
1-Mesnevî-i Nûriye
2-En’am Sûresi, 6/103;
3-Mesnevî-i Nûriye

Yorum (1)